Yoko Ono’yla tanışıklığım pek de fazla değildi. Sakıp Sabancı Müzesi’nin salı günleri ücretsiz olduğunu bildiğim için kendime bir boşluk ayarlayıp sergiyi ziyaret etmek istedim.
Müzeye girdiğiniz andan itibaren Yoko Ono’nun görünen ya da görünmeyen işleri sizi karşılıyor. Görünmeyen diyorum çünkü Invisible Flags diye, hakikaten ortada olmayan bir işi de var. Müzenin bahçesi zaten çok keyifli. Yukarı doğru çıktıkça güzel bir teras ve tabii ki Boğaz manzarası karşılıyor sizi.
Sergi salonunun olduğu yere geldiğinizde üç kapı var. İlk kapı mavi bir kapı; onun içinden geçtiğinizde üç kata yayılan ana sergiyi gezmeye başlıyorsunuz.
Marina Abramovic’in işlerini bir süredir takip ediyorum ve çoğunu hala şaşkınlıkla karşılıyorum. Yoko Ono’nun bazı işleri de beni benzer bir yere götürdü. Sergiye girdiğimde ilk karşılaştıklarımdan biri, Ono’nun yerde oturduğu ve önünde bir makasın bulunduğu Cut Piece videosuydu. İnsanlar sırayla yanına geliyor ve kıyafetinden bir parça kesiyorlar. Makası eline alan herkes bir anlamda yaptığı şeyin sorumluluğunu da alıyor. Kimin sanatçı kimin katılımcı olduğuna dair sınırların giderek silikleştiği bir performans.
Sergide beni etkileyen pek çok iş vardı ama dolaşırken şunu düşündüm:
İnsan bir şey ürettiğinde onu biricik kılıyor, ona değer veriyor, onun özel olduğunu düşünüyor. Oysa bu sergide çok fazla parçalamak ve yeniden yapmak vardı. Bu da beni Winnicott’ın Oyun ve Gerçeklik’te nesnenin kullanımına dair yazdıklarına götürdü. Winnicott, nesnenin gerçekliğinin bir yanıyla onu yıkabilmekten ve yıkımdan sonra hala orada olduğunu görebilmekten geçtiğinden söz eder. Nesne, bizim ona yaptığımız şeyden sağ çıktığında dışarıdaki bir şey olarak varlık kazanır. Yoko Ono’nun işleri arasında dolaşırken gördüğüm kırık fincanlar ve onarım da bana benzer bir yerden göründü.

“Dikkatle onar. Aynı zamanda dünyayı onardığını düşünerek.”
Kapılar ve eşik fikri de beni etkiledi. Sergi metninde şöyle diyor:
“Kapılardan geçmek yerine onların etrafında ve aralarında yürümeye olanak tanır. Duvarlar görünmez olur. Yaşam boyunca karşılaşılan seçimleri ve engelleri çağrıştırma olasılığıyla ziyaretçileri hangi kapıları açacakları ya da hangi yolları yürüyecekleri üzerine düşünmeye davet eder.”

Sergiden bende kalanlar işte böyleydi…
Bir şeyin gördüğümüz halinin onun son hali olmayabileceği. Kırmanın, yapmanın ve onarmanın birbirinden o kadar da ayrı olmadığı.
Zihnimde bir sürü yeni kapı açan, gezmesi keyifli ve gezeni de bol bir sergiydi.

