“Kötü Arkadaş: Kadın Arkadaşlığının Yüzyılı”

Kitapçılarda gezip yeni keşifler yapmayı severim. Ama bu kitabı ben satın almadım. Arkadaşlıkları anlamlandırmaya çalıştığım bir dönemde bana bir arkadaşım tarafından armağan edildi. Birkaç ay elimde durdu. Okumaya direndim diyemem ama biraz geciktirdiğim kesin.

Tiffany Watt Smith de kendi arkadaşlıkları üzerine kafa yorduğu bir dönemde, “arkadaşlığa yazılmış alışılmadık bir aşk mektubu” olarak nitelediği Kötü Arkadaş üzerine çalışmaya başlıyor. Arkadaş kayıpları yaşarken ne olduğunu anlamak için tarihe bakayım derken kendini arkadaşlıkla ilgili yazılmış kitapların, filmlerin içinde buluyor. Ve romanlarda, dizilerde bizi dostlukların hep aynı yoğunlukta devam etmesi gerektiğine inandırdıklarını fark ediyor.  

Romantik ilişkilerde mükemmel bir partner olmadığını, ilişkinin karşılıklı kurulan bir yapı olduğunu ve zaman zaman şiddetli rüzgarlara maruz kalacağını biliriz. Oysa arkadaşlığa ilişkin fikirlerimiz çoğu kez yüceltilen, çok yakın ve ömür boyu süren arkadaşlıklara dair. Hal böyle olunca da ne yaparsak yapalım “kötü arkadaş” oluveriyoruz. Elbette ki her zaman orada olacak, konuşmadan anlayacak, her şeyi her zaman sunabilecek bir arkadaş pek de gerçekçi bir fikir değil.

Arkadaşlık daha çok deneyimle oluşan bir şey belki de. Biz değişiriz. Yaşadığımız pek çok şey belki yavaş yavaş belki de aniden bizi değiştirir. Bu değişimlerin arkadaşlarımızla ilişkimizi değiştirmesi de çok olası. Buradan bakınca arkadaşlıklar, biz değiştikçe değişmelidir diyor Tiffany. Şöyle de bir arkadaşlık tanımı ekliyor:

Arkadaşlığımız hayatlarımız ve deneyimlerimiz farklılaştıkça dağılmayacak kadar dirayetli, esnek ve değişimlere ayak uyduracak kadar büyük olmalıdır.

Arkadaşlar bir nevi tanıklarımız, tıpkı günlükler gibi. Rebecca Solnit şöyle söylüyor:

“Onlar kendinizi bilmenizi ve hatırlamanızı sağlayan araçlardır ve siz de onlar için öylesiniz. Cam bulanıklaşabilir ve pusula artık kuzeyi göstermeyebilir ama yine de birbirimizin hikâyesinin parçasıyız ve hep öyle de olacağız.”

Peki ama nasıl? Bildiğimizin, öğrendiğimizin ötesinde bir arkadaşlık kurmak nasıl mümkün olur?

Winnicott, “yeterince iyi anne (ilk bakım veren)”yi tanımlarken sıradan bir şekilde özverili, sıklıkla hayal kırıklığına uğratan ve gerçekçi bir ebeveynden söz ediyor. Yeterince iyi arkadaş da böyle bir şey olmalı. Her zaman orada olan, her zaman anlayan, hiç hayal kırıklığına uğratmayan biri değil. İlişkinin hayal kırıklıklarını da taşıyabildiği biri.

Yani hem farklılaşıp hem de bağlantıda kalabileceğim, özerkliğimi yansıtan ve karşımdakinin tekilliğini azaltmayan bir ilişki.

Her şeye rağmen arkadaşlıklar bitiriyor ve burada Virginia Woolf’un sözleriyle bitirmek iyi geliyor:

“Dostlar yitirdim kimilerini ölümle,

kimilerini caddede karşıdan karşıya geçmekteki düpedüz beceriksizlikle.”

  • Kapak fotoğrafı: Mikail Güloğlu, Nautexis, Taksim Sanat, Temmuz 2026.

Kadınlar Cinselliği Nasıl Tanımlar?

“Kadın” ve “Cinsellik” yan yana dahi getirilmekten kaçınılmış iki kavram. Konuşulmayan, öğretilmeyen ve keşfedilirken birçok toplumsal engelle karşılaşan cinsellik, bireyin varoluşunun yadsınamaz bir parçası. Bu sebeple birçok konuda öteki haline gelmiş kadınların cinselliğe bakışını görebilmek amacıyla bu araştırma yürütülmüştür. Araştırmanın önceliği, ele alınmayan bu konuyu bilimsel bir yöntemle inceleyerek bireyin farkındalık kazanmasına yardımcı olmaktır. Bir diğer amacı ise ortaya çıkan veriler aracılığıyla diğer bireylere ulaşarak konuyla ilgili toplumsal farkındalık oluşturmaktır.

Farklı eğitim düzeylerine sahip kadınların cinselliğe bakışını inceleyen araştırmada Online Seslifoto yöntemi kullanılmıştır. Çalışma, çoğunluğu 18–30 yaş arasında ve bekâr olan toplam 176 kadın katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan kendi cinselliklerini temsil eden bir fotoğraf çekmeleri istenmiş; ardından yazdıkları hikâyelerle bu fotoğraflara anlam katmaları sağlanmıştır.

Analiz aşamasında, katılımcıların öznel ifadelerinin ve sözcüklerinin zarar görmemesi amacıyla temaların doğrudan katılımcılar tarafından belirlendiği Online Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz kullanılmıştır. Katılımcılar tarafından belirlenen temalar, araştırmacı tarafından oluşturulan ana tema grupları altında bir araya getirilmiştir.

Çalışma sonucunda 11 ana tema ve bir “diğer” grubu olmak üzere toplam 12 grup ortaya çıkmıştır. Katılımcıların cinsellik tanımlarında en sık hoşa giden ve istenen duygular öne çıkmıştır. Aitlik, aşk, güven, huzur, mutluluk, sevgi, şefkat, tutku, umut ve zevk bu duygular arasında yer almaktadır.

Bunu, arzulamak, canlanmak, cinsel olarak uyarılmak, gevşemek, güçlü ya da dişil hissetmek ve orgazm gibi hoşa giden bedensel hisler izlemiştir. Dokunmak, yakınlaşmak, öpüşmek, mastürbasyon, seks, teslimiyet ve haz gibi davranışlar da katılımcıların cinsellik anlatılarında önemli bir yer tutmuştur.

Bununla birlikte, kadın cinselliği üzerindeki toplumsal baskıyı yansıtan olumsuz temalar da dikkat çekmiştir. “Ayıp”, “tabu”, “görev” ve “belirsizlik” gibi düşüncelerin yanı sıra utanç, kaygı ve değersizlik gibi duygular da anlatılarda yer almıştır. Katılımcılar cinselliklerini görsel olarak temsil ederken en çok doğa, insan bedeni ve ışık unsurlarını içeren fotoğrafları tercih etmişlerdir.

Katılımcıların cinsellik tanımları eğitim düzeyi açısından da incelenmiştir. Eğitim düzeylerine göre belirgin farklılaşmanın “Özgürlük” ve “Varoluş/Kendini arama, tanıma ve keşfetme” temalarında ortaya çıktığı görülmüştür. Bu temalar yalnızca lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim alan katılımcılar tarafından kullanılmıştır.

Pandemi döneminde gerçekleştirilen bu araştırmanın, Online Seslifoto yöntemiyle kadın cinselliğini ilk kez bir araya getirmesi bakımından alanyazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışma, konuşulması ayıp ya da yasak kabul edilen kadın cinselliğine ilişkin katılımcılara güvenli bir ifade alanı açarken, kadınların kendi deneyimlerini, arzularını, sınırlarını ve güçlerini keşfetmelerine de alan tanımaktadır. Aynı zamanda araştırma sonuçlarının, kadın cinselliğine ilişkin toplumsal tabuların görünür hâle gelmesi ve ruh sağlığı uzmanlarının bu alandaki çalışmalarına yol göstermesi açısından önemli olduğu düşünülmektedir.

Araştırmanın tamamını buradan okuyabilirsiniz.